İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni

Geleneksel sanatlarımız, ustaların rehberliğinde elden ele; dilden dile, gönülden gönüle bin bir himmet ve gayretlerle bir yandan yeni eserler, diğer yandan da yeni isimler kazanıyor.

Hemen her sanat dalında olduğu gibi öz sanatlarımızın temel unsuru; usta… Usta, ustasından öğrendiklerini kendine hiçbir bilgi kırıntısı saklamadan talebesine, kalfasına öğretmekle mükellef. Bunun içindir ki sanatkâr dedelerimiz “Malın zekâtı kırkta bir iken, ilmin, sanatın ve zanaatın zekâtı yüzde yüzdür” demişlerdir.

Öz sanatlarımızın bugünlere ulaşmasında emekleri olan ustalarımızın, sanatkâr dedelerimizin pak ervahına binler Fatiha.

Usta Şeyh Hamdullah’tır, Hafız Osman’dır, Sami Efendi’dir, Kara Memi’dir, Şah Kulu’dur, Abdullah Buhari’dir, Rikkat Kunt’tur, Necmeddin Okyay’dır, Mustafa Düzgünman’dır, Ali Alparslan’dır ve onların açtığı nurlu sanat yolundan rikkatli titrek gönüllerle, emin adımlarla yürüyen halefleridir. Öncekilere rahmet; sonrakilere selâm olsun, hokkaları, tekneleri, boyaları, altınları, fırçaları, kalemleri pür nur olsun.

Hat, ebru, çini, minyatür ve naht ustalarına “Geleneksel sanatlar özelinde soracak olursak usta kimdir? Sanatın taşıyıcısı olan “usta”da hangi hususiyetlerin bulunması gerekir?” suallerini tevcih ettik. Ustalarımız bizi kırmadı; hemen hepsi sorularımıza, sanatlarını tevarüs ettikleri ustalarının kelâmıyla efradını cami a’yarını mani cevaplar verdi.

USTA YAPTIĞINI KENDİNDEN BİLMEZ


Alparslan Babaoğlu (Ebru Sanatkarı)

Geleneksel sanatlar özelinde soracak olursak usta kimdir? Sanatın taşıyıcısı olan “usta”da hangi hususiyetlerin bulunması gerekir?”

Sorunuzu merhum Hocam Mustafa Düzgünman’ın Prof. Zeki Kuşoğlu Hoca’nın talebi üzerine kaleme aldığı hayat hikayesinin son cümlesi ve iki anekdot ile cevaplamaya çalışayım:

“Tasavvuf terbiyem kendini beğenmişliğe müsait değildir. Beni takdir edenler usta diyorlar, bana sorarlarsa ben hâlâ Necmeddin Okyay Hocam’ın çırağıyım böylece malum ola . . .” (bkz Gelenekten Geleceğe Köprü İnsanlar, M. Zeki Kuşoğlu, L&M Yayınları)

Bundan belki yirmi sene önce, Allah sağlıklı uzun ömürler versin Niyazi Sayın Hocam’ı fakirhaneye iftara davet etmiştik. Gece vakti muhabbet sırasında haddimi aşıp “Hocam hepimize bir gün emr-i Hakk vaki olacak; Allah gecinden versin, emr-i Hakk vaki olmadan bir ney metodu yazsanız” demek cür’etinde bulundum. “Ben hâlâ Hocam’ın bastığı sesi basamıyorum, metod yazmak kim ben kim” dedi ve bunu söylerken gözlerinde en ufak bir riya alameti yoktu.

Geçenlerde sevgili Fikret Karakaya Üstadım’ın radyoda İhsan Özgen Hoca ile sohbetini dinliyordum. “Hocam radyoya girdikten bir sure sonra büyük sazendelerle birlikte çalmaya başladınız, kendinizi ilk ne zaman usta olarak hissettiniz?” sorusuna İhsan Özgen Hoca’nın cevabı “Ben öyle bir şey hissetmedim” oldu…

İşte bu insanlar bu özelliklerinden ötürü Mustafa Düzgünman, Niyazi Sayın ve İhsan Özgen oldular.

Bu anlatılanlardan bir sonuç çıkaracak olursak usta dediğimiz insanlardaki en önemli hususiyetler, ürettiğini kendinden bilmeme, ortaya çıkardığı şeyler için seçilmiş bir vasıta olduğu şuurunda olma, her haliyle tevazu içinde olmadır diyebiliriz. Bunlardan ötesi; yani bildiğini saklamama, misal olma vs bu vasıflara sahip insanlar için zaten normal sonuçtur.

Hoca demek; anne baba ne ise o demek belki daha da fazlası. Bana göre hoca demek, sizden meşk edenin parası yoksa para vermeniz, bekarsa evlendirmeniz, eşiyle arası bozulduysa düzeltmeniz vs. demek…Bu da çok büyük bir sorumluluk. Buna rağmen bugün insanların kendisinden bir sanatı meşk eden diğerleri için “Öğrencilerim, talebelerim” nitelemelerini kullanmaları benim çok garibime gidiyor.

“Usta yaptığını kendinden bilmez” demiştim. Hocam’ın bir beyti ile sözlerimi bitireyim :

Bil ki manzurun olan dest-i nükş-i Mustafa

Nusret-i Mahmut Hüdâyî himmet-i Âl-i Âbâ

USTA SANATINI GELECEK KUŞAKLARA SEVDİRMEKLE MÜKELLEFTİR


Ayşe Özkan (Çini Sanatkârı)

Hayatın her alanında ustalık kavramı geçerlidir. Usta ömrünü öğrenerek geçirmiş, işinin en ince detayları için yorulmuş kişidir… Usta çalışkan, dürüst ve insanlara saygılıdır. Tevazusu ile ön plana çıkan kişidir. Şunu bilir ki; güzel davranışlarıyla önce kendini yaratana saygılıdır.

Usta sadece kuralları öğreten değildir, aynı zamanda yaptığı işi derinlemesine sorgulayan bir filozoftur. Hayallerini gösterebileceği zeminler onun için kâinatın sınırlarını bile aşabilir…

Hayatı ile sanatı arasındaki uyumu sağlayabilmektir ustalık…

”İnsanlar, benim ustalığımı elde etmek için ne kadar sıkı çalıştığımı bilseler, onun o kadar hayret edilecek bir şey olmadığını anlarlardı.” diyen Michelangelo bu sözü ile çok çalışmanın ustalık için nasıl bir gereklilik olduğunu gösteriyor…

Geleneksel sanatlarda usta olmanın en önemli ölçüsü çok çalışmak ve ustasının yolunda gitmektir. Geçmiş ile günümüz arasında korunması gereken değerlere sahip çıkabilmek günümüz ustalarının önem verdiği kavram olmalı…

Geleneksel sanatlar ustası büyük bir miras devralmanın sorumluluğuyla davranmalı, bu ata mirasını yenilik yapıyorum diye har vurup harman savurmamalıdır. Usta, yeni bir eser ortaya koymak ile çağdaş arasındaki farkı kavramak zorundadır.

Usta, devraldığı kültür hazinesini yeniden üretmek, kendi üslubu ile canlandırmak ve gelecek kuşaklara sevdirmek kaygıları taşımalıdır.

Usta olmanın ölçüsü asla kısa bir eğitim süreci olmamalı, kesinlikle geleneksel yöntemler izlenmelidir.

Duamız, geleneksel sanatlarımızda kişilikleriyle de yerlerini dolduran ustalara sahip olmamız için…

USTA BİLGİNİN DOĞRU AKTARILMASINDA ÖNEMLİ BİR SORUMLULUK TAŞIR


Gülçin Anmaç (Minyatür Sanatkârı)

Geleneksel el sanatlarımız, usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenilen ve seri üretime dayanmayan, edinilmiş bilgi, el becerileri ve zanaat birikimi ile gerçekleştirilen sanatlarımızdır. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu değerli miras; toplulukların çevreleriyle, tarihleriyle etkileşimlerine bağlı olarak, süreklilikle yeniden yaratılan devamlılık duygusu sayesinde kültürel çeşitliliğe ve insan yaratıcılığına katkıda bulunur. Burada, usta tarafından geçmiş dönemlerden doğru aktarılmış olarak alınan bilgi, bozulmadan ve olması gereken biçimiyle yeni öğrenene aktarılmaktadır. Bilgi aktarılırken, o bilgi yanında bu sanatların felsefesi, yüzyıllardır yazılı olmayan ama uyulan kaideleri, uygulayıcıları ile yaşayan görgü kuralları birlikte aktarılır. Kişinin, kendi kendine sanatını uygulaması ile birilerine aktarması arasındaki sorumluluk bambaşkadır. Öğretmeye başlanıldığı noktada bu bilginin aktardığı her noktasından usta sorumludur. Buna göre bilgiyi aktaran usta; önce bu sanatları ne için yaptığı, amacı, felsefesi, manası konusunda cevaplarını kendisine iyi vermiş olmalıdır ki eğittiği yeni yetişen nesle bilinçle aktarabilsin. Zanaat ile ilgili birikiminde ise konusunda kabul görmüş usta hocalarından aldığını en iyi aktarabilecek yetkinlikte olması gerekir. Niye yola çıktığını ve uygulamaların tüm tekniklerini iyi bilen usta, asıl yol göstericiliğini kendi özgün çözümlerinde ve demlenmiş fikirlerinde gösterir. Teknikleri iyi uygulayabilen ve usta zanaatkar olan birçokları arasında bazı ustalar; manevi derinlikleri, özgün sanatları, görgüyü aktarımları, bilgiyi yansıtmaları ile ayrılmaya başlar. Sunulan şartlar, sağlanan kolaylıklar, hazır payeler, yakalanmış boşluklar, etraftaki kalabalıklar bir kişinin usta hoca olarak tarihte yer etmesine yetmez ve çok kişiye aktarılması o bilginin doğruluğunu garantilemez maalesef. Yukarıda bahsettiğimiz gibi daha zorlu ama kıymetli bir süreci vardır usta olma hallerinin. Hem bilgiyi yeni nesle aktarımları, hem sanatlarını yansıtmaları, hem yaşamlarına yansıyan özenli görgüleri ile farklılıkları hissedilir ve hala ders niteliğinde cevapları, çözümleri, hikâyeleriyle bize ulaşan özel insanlar olarak tarihte olumlu yerlerini alırlar. Ustalık bilgisinin aktarıldığı hocalık çok kişi tarafından kolaylıkla yapılmaktadır. Ama çok az hocanın etkisi; kök salmış ekolü, ondan yetişen özel ve özgün öğrencileri, nadir sanatı, derin görgüsü ile sonraki nesillere aktarılacak şekilde güçlü bir ağaç gibi kök salar ve devam eder.

USTA GELENEKSEL SANATLARIMIZIN OLMAZSA OLMAZIDIR


Mahmut Şahin (Hat Sanatkârı)

Usta öz sanatlarımızın olmazsa olmazıdır. Gelenekli sanatlarda Hoca, Usta her şeydir. İşin üniversitesidir. Hoca, bir baba şefkati ile öğrencisini sarmalı ona sanatının yanı sıra edebi öğretmelidir. Hoca talebesine sanatında nasıl yükseleceğini öğretir; yükseldiği zaman tevazusunu kaybetmeden nasıl ilerleyeceğini hâl ve kâl lisanı ile aktarır. Hoca, usta, bir nevi sanatının daha iyi bir noktaya gelebilmesi için kendini sanatına ve talebesine adamalıdır.

Hoca, bildiğini esirgemez. Talebesinin temsil ettiği sanatta yükselmesinden rahatsızlık duymaz. Bilir ki Allah’ın kendisine vermiş olduğu ilmi sanatı daha iyi noktalara getirecek olan odur. Talebe de hocasının bilgisinden sonuna kadar istifade etmelidir.

Hattat Hafız Osman Efendi, talebesi Yedikuleli Abdullah ile bir gün Topkapı Sarayı’nda Şeyh Hamdullah Mushaflarını incelemektedir. Hafız Osman Efendi, Şeyh’in en güzel harflerini başka bir kâğıda özenle aktarır. Hocasının yazısını gören Abdullah Efendi de “Üstadım , siz Şeyh Efendi’den daha güzel yazıyorsunuz” der. Hafız Osman Efendi “Abdullah… Bu lafı tekrar edersen seni reddederim, biz onun tek noktasını dahi yazamayız” der. Hafız Osman Efendi bu misalle kendisine yetişememiş fakat yazılarından istifade etmiş olduğu eski bir üstada nasıl bir saygı ile bağlı olduğu gösterir ve talebesinin de bunun farkına varmasını sağlar. Bir başka örnek de Mehmed Şevki Efendi’nin her perşembe Kocamustafapaşa’dan yola çıkıp Edirnekapı’da İsmail Zühdi Efendi’nin kabrini ziyaret etmesidir.

Bizim gelenekli sanatlarımızda hoca talebe ilişkisi hocanın vefatından sonra bile devam eden bir ilişkidir. Usta, hocasından aldığı emaneti bozmadan, yozlaştırmadan hoca adayı olan talebesine aktaran kişidir.

Çırak ustayı sollamaz ise sanat ölür yanlış sollar ise çırak ölür. Hocalık vasfına bir tanım daha getirmek gerekirse şunu ifade edebilirim. “Talebeni öyle sahiplen ki başka hocalara imrenmesin.” Talebeni öyle sev ki uykusuz kaldığın geceler sana tad versin. Talebeni öyle karşıla ki senin yanında huzur bulsun. Talebeni öyle karşıla ki çok güzel bir sanatla meşgul olduğunu anlasın…

USTA, İLMİ İLE ÂMİL OLMALIDIR


Mesut Dikel (Ressam, Sedefkâr, Naht Sanatkârı)

İlim sahibi yahut san’atta duayen ve o alanda bilgisi olan, san’at sahibi olan kimseye usta, san’atkar, denir. Sahip olduğu sanatları öğreten konumunda ise hoca, muallim, bilgide ve san’atta ve amelde maharetli zat, üstad kişidir.

Hocanın ilmi, düşünce yapısı mesleğini sanatsal açıdan sahip olduğu sanatı yöntemleri ve ilmi ile özümleyebilme yeteneğini gösteriyorsa, sanatı hangi yöntem ve somut doğrultuda, estetik düzeyde gösterebilme gücüne sahipse ustalık bu nokta da başlar. Tüm bunlara haiz kişilere Usta; Üstad denir.

Ustalık uzun bir süreç ve zaman birikiminin sonucunda, yoğun bir çalışma gerektiren, o alanda mesleki öğrenim ve rahle-i tedrisattan geçmiş, ülkesinin, kültürünün, inancının elverdiği doğrultular nispetince bilgiler edinmiş, bilgileri özümsemiş, sanatının kendi üretken deneyimi ve başarılarının devamı ve yenileme öğretme aktarma sürecidir.

Hoca ilmi ile amil olmalı, hilm sahibi olmalı, sabırlı, tevazulu ve şefkatli olmalıdır. Talebesine bir nevi hocalık ile beraber babalık da yapabilmeli, her türlü yanlışı öğretmeli, doğru bilgiyi, doğru gördüğü talebesine hüvesi hüvesine aktarmalı onu donatmalıdır.

Hoca, mesleğinin peygamberlik mesleği olduğunu unutmamalı onun sorumluluğu ve bilinci ile hareket etmelidir.

Hoca, bilmelidir ki kendisine Allah tarafından bahşedilen ilmi ileride kendisini ismi ve sanatı ile yaşatacak olan talebesidir. Talebesine karşı sabırlı olmalıdır. Hoca talebesini kendi ilminin bir takipçisi ve devamlılığını sağlayan kişi olarak görmelidir. Tıpkı bir meyvenin olgunlaşması gibi. Talebenin isteksizliğinde onu şevke ve azimli olmaya yöneltmelidir. Hoca, talebesi meşkini gereği gibi yapamadığı durumlarda onun iç dünyasını aydınlatacak geçmiş örnekler vererek sebatını arttırma gayreti göstermelidir. Bir hocanın en büyük özelliği talebesine karşı gösterdiği sabır ve yumuşak huyluluğudur.

Hoca olmadan bilhassa geleneksel sanatlarımız sanat seviyesine ulaştırılamaz. Çünkü Hüsn-i Hat, Tezhip Minyatür, Ebru, Kaat’ı, Çini, Kalem işi v.b. gibi yüksek sanatlarımız bu sanat seviyesine, yüzyıllar boyunca elde edilen tecrübeler sonucunda ulaşmıştır. Bu tecrübe de belli bir aktarım ile devam ederek birikimle süregelmiştir.

Her talebe ayrı bir dünyadır; her talebenin kavrayış ve ilerleyişine göre ayrı bir yol takip edilmelidir. Hemen hemen bütün sanat dallarında olduğu gibi geleneksel sanatlarımızda da talebe hayata farklı bir açıdan bakmayı, olayları doğru analiz etmeyi, parçaları birleştirerek bütüne ulaşmayı öğrenir.

Sonuçta şöyle diyebiliriz. Talebe hoca ile vardır. Hoca da talebesi ile yaşar onunla devamiyet gösterir. İkisi arasında manevi olarak sarsılmaz bir bağ ve kuvvet vardır. Bu bağ hocanın âlemden göçmesine kadar devam eder gider.

 

http://www.dunyabulteni.net/kultur-sanat/351787/usta-yaptigini-kendinden-bilmez

You must be logged in to post a comment.