Usta; hakiki usta, yazma aşkını kamış kalemine şahit tutar. Furkan-ı Hâkim’e, orada yazılı bulunanlara, kaleme ve kalemden neş’et edenlere teslim olur…

Hakikatli usta, göz kapaklarını fena âlemine kapar, beka âlemine açar… Böylelikle kalpleri mutmain eden ne ise usta hattatın yazdığı da o olur… O demde hat mahza zikir olur. Hattatın tüm letaifleri “Allah” demeye başlar.

Hatta, ayet-i kerimeleri, hadis-i şerifleri, hilye-i nebevileri, kelâm-ı kibârı yazar… Ve muhakkak her hattat Mushaf-ı Şerif yazma rüyası görür. Mushaf yazmaya başlayacak olanlar hattat Hamid Aytaç Merhum gibi evvelemirde niyetini; sonra kalbini düzeltir… İbadetlere râm olarak gönlünü yufka gibi inceltir. Sonrasında kamış kalemini, Mushaf-ı Şerif kitabetine naif bir zevkle, âlâ bir özenle hazırlar…

Böylesi ulvi bir hazırlığından ardından hattat önce kalemini euzu besmeleyle eline alır; ardından kalemtıraşını… Kalemin; ayet-i kerime yazacak kamış kaleminin ucunu incitmeden, büyük bir dikkatle açmaya başlar… Kamış kalemin ucu mahir bir sedefkâr hassasiyetiyle açıldığında dem, mürekkeple buluşma vaktidir…

Usta hattat, mürekkebini tam bir ihlâs ile yapar, hamuruna, suyuna, isine, samimiyetini ekler. Ve böylelikle kamış kalemin ucunda beliren zikir, asırlar sonrasına sarkaçlanır.

Hattın kara sevdalıları “vav”ların, “mim”lerin gözünden içeriye girdiğinde kendilerini Medresetü’l-Hattatîn’in yazı odasının tam orta yerinde bulur… Necmeddin Efendi, hattın hadimlerine “Hoşgeldin evlat” derken; Mehmed Hulusi Efendi sedirde oturacağı yeri işaret eder.

Kamış kalem yine besmeleyle hokkanın derinliklerine nüfuz ederken, hattatın gönlü öteler ötesiyle irtibat kurmaya başlar…

Kamış kalem, hokkadan nasibi kadar mürekkep alır ve böylelikle kâğıdın müşfik yüzünde hattın zikir sesi duyulmaya başlar… Allah’ın dediği olur…

Memleketimizde harf inkılâbı olduğunda mutlaka herkes bundan az veya çok, bir şekilde etkilendi. Bin yıllık İslâm-Türk medeniyetinin birikimi bir gecede mahvoldu. Yine bir gecede milyonlar okuma yazma bil(e)mez hâle geldi… İslâm harflerinin yerini Latin harfleri aldı…

Bu keyfiyet, genç Türkiye’nin sınırları içerisinde devam ederken Balkanlardaki millet ve ümmet bakiyemiz Osmanlıcayı günlük konuşma ve yazışma lisanlarında, Arapçayı da medreselerde ve okullarda eğitim dili olarak kullanmaya devam etti. Türkiye’deki medreselerin, tekkelerin, dergâhların kapılarına birbiri ardına kilit vurulurken Balkanlardaki tekkelerde zikir sesi alınmaya devam ediyordu.

Tabii ki harf devrimden en fazla hattatlar etkilendi… Yüzlerce hattat işsiz kaldı… Sistemli baskılar neticesinde Asitane’deki hattat dükkânlarının kapılarına kilit vurulmaya başlandı, Sahaflar Çarşısı’ndaki onlarca hattat yerinden, yurdundan edildi.

Osmanlı bakiyesinin en önemli hattatlarından Hamit Aytaç maişet derdinden etiketçi oldu; Halim Efendi ise bağcı… Mustafa Halim Efendi o yasaklı yıllarda Zeytinburnu Çırpıcı mevkiindeki çiftlik evinde gizli gizli talebe yetiştirip ısrarla kamış kaleminden zikir sesi almayı sürdürürken ketebeleri“Sabıkan Hattat Bağban Halim” şeklinde koydu.

Hamid Hoca’nın on parmağında on marifet vardı. Hattı resmiyle, resmi de hattıyla müsabaka halindeydi. Klişelik ve etiketçilik hattatlığa nispeten yakın bir meslekti. O dönemde maişetini temin için Cağaloğlu’nda klişeci dükkânı açtı. İlk iş olarak da kendine bir antetli kağıt tasarladı. Lacivert renk bastırdığı antetli kağıda Hattat ibaresini eklemeyi ihmal etmedi: Hattat Hamid Hâkke Müteallik Çelik Metal Klişe Madeni Etiketler ve Her Nevi Kabartma Etiketler.

Dükkânına gelen iş adamı, tüccar ve sanayicilere çikolata, bisküvi, kumaş, hırdavat vb. etiketleri hazırlarken “Çocuklarınıza fisebilllah hat sanatını öğretebilirim” dedi…

Sıkça yazdığı “Feizâ ferağte fensab”/”Bir işte yorulunca diğerine koyul” ayet-i celilesi uyarınca etiket işinden yorulunca hat yazmaya gayret etti. İşte böylesi bir esnada bu sayfada gördüğünüz“Allah’ın dediği olur” sülüs istifini antetli kağıdının üzerine kamış kalemden çıktığı gibi meşk etti. Sair bir zamanda da bu etiketin arka yüzüne kurşun kalemle Fatiha-i Şerif meşki yazdı.

Yazdıkça yazdı, hokkasından mürekkep; gönlünden zikir, kalbinden kanaat, dilinden “Allah’ın dediği olur” eksik olmadı.

Alıntıdır;

http://ekonomi.dunyabulteni.net/ibrahim-ethem-goren/yazar

http://ekonomi.dunyabulteni.net/yazar/ibrahim-ethem-goren/13106/allahin-dedigi-olur

You must be logged in to post a comment.