Geleneksel sanatlarımız, ustaların rehberliğinde elden ele; dilden dile, gönülden gönle bin bir himmet ve gayretle yeni eserler ve yeni isimler kazanıyor.

Hemen her sanat dalında olduğu gibi öz sanatlarımızın da temel unsuru; usta… Usta, ustasından öğrendiklerini kendine hiçbir bilgi kırıntısı saklamadan talebesine, kalfasına öğretmekle mükellef. Bunun içindir ki sanatkâr dedelerimiz “Malın zekâtı kırkta bir iken, ilmin, sanatın ve zanaatın zekâtı yüzde yüzdür” buyurmuş.

Sanat ve estetik güzellikleri talebeleri marifetiyle asırlar sonrasına sarkaçlandıracak olan usta, uzmanı olduğu sanat dalının gerektirdiği maharetle birlikte hadisenin özü olan edebi ve güzel ahlakı da muhataplarına hâl ve kâl lisanıyla aktarır. Talebe öncelikte ustasından edep ilmini öğrenir. Çünkü sanat bizatihi edeptir. Edep herkese lazımdır. Bunun içindir ki “Edepsizlik heder eder padişahı”denilmiştir.

Sanatta cıvıklık olmaz. Ukalalık sanatkâra yakışmaz!

Usta sanatkâr, her şeyden önce güzel ahlâklıdır. Klasik İslâm-Türk sanatlarının tamamında ustalık hocadan, üstattan alınır. Sanatta kemâl noktasına vasıl olmak için çok çalışmak, üstün gayretler göstermek gerekir. Şüphesiz herhangi bir sanat dalında halka ve Hakk’a mâl olmak için Sırat-ı Müstakim üzere olmak gerekir. Bunun için de salih bir kalbe ve düzgün bir duruşa ihtiyaç duyulacaktır.

Hakikatli usta tevazu sahibidir. Mütevazı değilse eğer,o zaman başka bir şeydir! Çünkü öz sanatlarımız tekebbürü kaldırmaz. Sanat, gönlünde ilahi güzelliklere açık kapılar bulunanları Hakk’a ve hakikate; insan-ı kâmil olmanın erdemine yaklaştırır. Usta sanatkâr, her adımını şairin “Mazhar-ı feyz olamaz düşmeyicek hâke nebât/Mütevazı olanı rahmet-i Rahman büyütür” fehvasınca atar, yahut atmalıdır.

Geleneksel sanatların ustası kanaatkârdır, tokgözlüdür, îsâr sahibidir. Muhalfarz icazetli talebesiyle ustaya aynı anda bir eser için teklif gelecek olsa usta, talebesini tercih eder. Ustaya, öğrencisinin sanattaki mahareti sorulduğunda “O yazamaz, çizemez, boyayamaz, kesemez, nakşedemez, altından kalkamaz” demez. Peki, ne der? “Çok güzel bir surette yazar, çizer, boyar, keser, nakşeder, altından kalkar ve dahi üstesinden gelir. Çünkü ben ona icazet verdim. İcazet, ustanın talebesinin sanatına ve dahi kişiliğine, iş tutuş tarzına ve dahi insanlığına dair verdiği bir senettir, teminattır, sözdür. Söz ise malum olduğu üzere namustur.” der.

Usta, halkla iç içedir. Kendini halktan üstün görmez. Usta, “ben” demez, “biz” der. Hakikatli usta tüm amel ve fillerinde Rıza-i Bari’i gözetir. Gönlü Hakk korkusundan yufka gibi incelmiş olan sanatkâr incinmez ve incitmez.

Ustanın iki günü müsavi olmaz. Okur, öğrenir, öğretir, danışır, istişare eder, harfi daha düzgün yazmanın, fırçayı daha iyi kullanmanın, tekneye daha bir hâkim olmanın tatlı telaşı ve arayışı içerisinde olur. Usta sanatını daha güzel bir keyfiyette icra etme telaşındayken diğer bir taraftan da gönlünü masivadan arındırır.

Sanat bizatihi edep ve tevazudur. Sanatkâr/usta sanatında/zanaatında mesafe kaydettikçe tevazuu artar. Dolu başak misali başını öne eğer, ayaklarının ucuna bakar.

Usta olmak aynı zamanda adam olmaktır; adam; yani insan-ı kâmil… Hakikat yolundaki usta dediğini yapar, yaptığını der. Usta, talebelerine sanatının usul ve erkânını öğretirken diğer yandan da hâl ve kâl lisanıyla onlara nasihat eder, gönlünü açar. Çünkü kalpten kalbe yol vardır.

Hakikatli ustanın ruhu bedeninde mahpus değildir. O, beden zevklerine takılıp kalmaz.

Usta, malın zekâtının kırkta bir; ilmin zekâtının yüzde yüz olduğunun idrakindedir. O, böylesi bir ulvi şuurla ustasından, sanatına dair ne öğrendiyse hiçbir bilgiyi kendine saklamadan hüvesi hüvesine milimi milimine talebelerine aktarır.

Usta sanatını herkese öğretmek zorunda değildir, sanatını öğreteceği talebelerini iyi seçer. Herkese sırrını fâş etmez, her önüne geleni kabul etmez, seçicidir. Evine alacağı, günlerini, aylarını, yıllarını ve ömrünü vereceği, hâsılı gönlünü açacağı öğrencisini hassas bir kuyumcu maharetiyle seçer.

Talebelerinin maddi ve manevi meselelerine çözüm arayan cömert usta “Dost yoluna bütün varımız sebil/Verdikçe dolar bizim boş testilerimiz.” der.

Usta, talebeleriyle iftihar eder. Ustanın, ustasından tevarüs ettiği sanatını evvelemirde ileriye, daha ileriye talebeleri götürecektir. Bunun içindir ki hakikatli usta öğrencilerinin önünü açar.

Öz sanatlarımızın ustası talebelerini kelimenin tam manasıyla bağrına basar. Ve dahi usta ufak tefek meseleleri büyütmez. Usta olmak kolay değildir! Arz ettiğimiz üzere usta incinmez ve incitmez. O, incinenin kemalde incitenden noksan olduğunun farkındadır.

Usta tevekkül ve rıza sahibidir. Sanatkâr çalışır, çabalar, üretir, gayret eder… Ama sonuç olarak çalışma, gayret kuldan; tevfik, yardım; Allah’tandır. Yine, netice itibarıyla Allah’ın dediği ve dilediği olur. Bazen çok çalışsanız da imtihan mahalli dünyada iş, ticaret, sanat, hizmet ve sanayi alanlarındaki gayretleriniz, yatırımlarınız sonuçsuz kalabilir.

Sanat, ustaya tevdi edilen kutlu bir emanettir. Hakikatli usta emanetine bihakkın sahip çıkan insan-ı kâmildir.

Usta Şeyh Hamdullah’tır, Hafız Osman’dır, Sami Efendi’dir, Kara Memi’dir, Şah Kulu’dur, Abdullah Buhari’dir, Sami Efendi’dir, Necmeddin Okyay’dır, Süheyh Ünver’dir, Mustafa Düzgünman’dır, Ali Alparslan’dır ve onların açtığı nurlu sanat yolundan rikkatli titrek gönüllerle, emin adımlarla yürüyen gönül dostu sanatkârlardır. Öncekilere rahmet; sonrakilere selâm olsun, hokkaları, tekneleri, boyaları, altınları, fırçaları, fırınları, kalemleri pür nur olsun.

Öz sanatlarımızın bugünlere ulaşmasında emekleri sebkat eden ustalarımızın, sanatkâr dedelerimizin pak ervahına binler Fatiha.

http://ekonomi.dunyabulteni.net/yazar/ibrahim-ethem-goren/13204/hakikatli-usta

Hakikatli usta